Kültürler ve insanlar

Kültürler ve insanlar

Cemal Süreyya, Adam dergisinde şöyle diyor: Marilyn Monroe öldü diyorum ona Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşüvermesini bildi.Şimdi cennette Nietsche’’nin metresi olması gerekir
Bu bir şiirmiş, onların şiir anlayışı böyle. Onlar diyorum, çünkü onların dünyası başka.

Marilyn Monroe bir artistti, Allah’’ın verdiği güzellikle, Allah’a isyan etmişti. O güzellik Cemal Süreyya’ya da tesir etmiş olacak ki ilgilenmiş.

Nietsche (Niçe) ise 1844–1900 yılları arasında yaşamış bir Alman filozofu ve şairidir. Zeki bir insandır, İnciller’in ve papazların tutarsızlığına isyan etmiştir. Eğer Hristiyanlık bir din ise, o dinsizliği seçmiştir. Bir arayış içine girmiş, Müslümanlar da İslamiyet’i temsil edemeyince dış dünyada aradığını bulamamış, iç dünyasına çekilmiş ve çıldırmıştır. Zaten insanlar şahsi arayışlarıyla hakikatı bulabilselerdi, insanı yaradan Allah, İslamiyet’i göndermezdi.

Marilyn Monroe yaşayışıyla, Niçe de fikriyatıyla din dışı olunca, şair bunların ikisini kendi cennetinde buluşturuyor, zinayı da o cennetin nimetlerinden sayıyor, bu iki meşhura metres hayatı yaşatılıyor. Marilyn Monroe buna razı olur amma, Niçe bu şairin yüzüne tükürür, çünkü o dinsiz (ateist) olmasına rağmen şahsiyet sahibi bir insandı.

Cemal Süreyya’’ya gelince, bu memleketin adamı olan bu şahıs, yönünü kuzeye dönmüş, kuzey rüzgarlarından aldığı nefesle beslenmiş, ordan aldığı kokuyla mest olmuş ve şafağın kuzeyden doğacağını zannetmiş. Böylece Marilyn Monroe, Niçe ve Cemal Süreyya bütünleşmiş.

Bu bütünlüğüyle Cemal Süreyya, İslamiyet’ten intikamını alabilmek için Müslümanlar’’ın cehennem dediği yere cennet demiş ve cennete büsbütün aykırı olan metres hayatını da yerleştirmiş.

İşte penbeden başlayıp kızıla kadar uzanan vatandaşlarımızın hali böyle.

Fransız yazarlarından Victor Hugo kiliseye isyan eder. Heykellerin, resimlerin tasvir ettiği tanrıya (veya tanrılara) inanmaz. Papazların haydutları taktis etmesini kabul etmez. Babaların hatasından çocukların mesul tutulmasını kınar. Tanrının gökte olmasını, baba olmasını aklı almaz ve der ki: ‘’Ey papaz, ben o tanrıcağızına inanmıyorum!

Victor Hügo’n’un seviyesine gelen her entel (bilgi) Avrupalı kiliseden uzaklaşmış, aklıyla, kültürüyle kendine bir yol çizmeye çalışmıştır. Zaten 1789 Fransa ihtilali kiliseye karşıydı.
Ne yazık ki Fransa ihtilalinin kiliseye karşı oluşu, Türkiye aydınları (entelleri) tarafından dine karşı oluş şeklinde ele alındı ve Türkiye’de İslamiyet’’e karşı çıkmak ilericilik, çağdaşlık sayıldı.

Bu arada Müslümanlar’’ın hatası İslamiyet’’e maledilince dinsizlik moda oldu. Kapitalistlerden İslam adına bekleyeceğimiz bir şey olmamakla beraber, sosyalistler de İslam düşmanı olmayı prensip edindiler.

Edebi faaliyetlerde önemli bir yer tutan sosyalistler, şiirlerinde, hikayelerinde ve romanlarında İslâm’’a saldırmayı sanat bildiler.

Kapitalistler de sefahatı medeniyet sanınca Müslümanlar, akrebin kıskacında kaldılar.

Bugünkü Avrupa’da pek çok sosyalist, bunu ekonomik bir görüş olarak ele alır, kiliseye gitmese bile onu kendi haline bırakır.
Avrupa kapitalistleri ise Protestan ahlakıyla ayakta duracaklarını kabullenir, Max Weber gibi.

Türk solu ve sağı güdümlü olmaktan kurtulamayınca İslâm düşmanlığını maskeli şekilde yürütüyorlar.

Müslümanlar ise yakalarını, solcuların ve sağcıların elinden kurtarmaya çalışıyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir