skip to Main Content
Firavun’un Öldüremediği Musa’dır

Firavun’un Öldüremediği Musa’dır

Hazreti Musa Kur’an-ı Kerim’de adından en çok söz edilen peygamber. Hayatı hakkında ayet ve hadislere dayanarak teferruata varıncaya kadar çok şey söylenebiliyor. Fakat üzerinde ısrarla durulması gereken bir şey var ki o da Kur’an-ı Kerim’deki kıssaların salt tarihi bir bilgi olarak ele alınamayacağı. Bu hakikati hareket noktası olarak kabul eden Hekimoğlu İsmail Firavun’un Öldüremediği Musa′dır’da Hazreti Musa’nın hayatını geçmişi değil şimdiyi baz alarak anlatıyor.

Hekimoğlu İsmail, sade, akıcı bir konuşma diliyle kaleme aldığı ve Kur’anî kaynaklara dayanarak hazırladığı Firavun’un Öldüremediği Musa′dır’da ümmet olma sorumluluğu üzerinde duruyor. Eseri bir roman diliyle okumanın rahatlığı içerisinde hem Hazreti Musa gibi ulu’l-azm yani beş büyük peygamberden birinin hayatını İsrailiyat’tan arındırılmış olarak öğreniyor, hem de değişmeyen insan hakikatini yaşadığınız zaman ve mekana uyarlıyorsunuz. İşte bu noktada kitabın adı bir şifre gibi çözümleniyor: “Firavun’un Öldüremediği Musa’dır.”

Firavunun Öldüremediği Musadır

Kitaptan Alıntılar

İbrahim, Ülker Yıldızı’nı gördü, “İşte benim Rabbim!” dedi. Yıldız kaybolunca: “Ben batanları, kaybolanları sevmem,” diyerek arayışa devam etti. Bir başka gece Ay’ı, sonra da Güneş’i Rab edindi, hepsi doğup battı, hepsinden yüz çevirdi; o yaratanını aradı, tıpkı benim gibi. Onun zamanında Nemrut, benim zamanımda Firavun var, o bir peygamberdi, ben ise sıradan bir çoban, öyle bir çoban ki esaretin zincirlerini kemiklerimde hissediyorum..."
“İbrahim aleyhisselam büyük peygambermiş. Ondan sonra İsmail, İshak ve Yakup... Biz Yahudileri, Hazreti Yusuf, Mısır’a getirmiş... Peygamberler dünyamızı cennet etmiş, bizi üstün kılmış. Yıllar boyu Mısır’ı biz idare etmişiz. Ne zaman ki, peygamberleri bırakıp canımızın istediğini yapmışız, canının istediğini yapanlara da köle olmuşuz!..”
“Analar çocuk, büyük hadiseler de büyük insanları doğurur. Her sistem, kendi hainini besler. Evvela dikenler büyür, sonra güller açar. Peygamberin olduğu yerde dinsizliğin lideri; dinsizliğin liderinin olduğu yerde de bir kurtarıcı vardır. Allah bu dünyayı firavunlara teslim etmeyecektir.”
“Musa doğarken zaten ölüme mahkûmdu, ikinci defa celladı yanında gördü, ikisinden de kurtuldu. Her nehir, kendi yatağını kendisi çizerken suyu yaratanın da ilâhî programı vardır.”
"Gönüllerdeki putları Allah’ın lütfuyla kaldırırsam, dışardakileri yıkmak kolay..."
"Firavun: “Ben, sizin rabbinizim,” diyor. Yani, “Benim istediğim gibi yaşayın, benim istediğim gibi terbiyeli olun,” diyor. Çünkü rab ve terbiye aynı köktendir; rab, terbiye edendir. Firavun, yaratıktır yaratan değildir. Firavun bir kuldur, ilah değildir. Evvela Firavun’un ilahlığı ve putlar inkâr edilecek, sonra Allah’a iman... Allah’tan başka ilah yoktur."
"Bir avuç insana mevkiler, makamlar, altınlar verdi, onları kasırlarda oturttu, o adamların sayesinde kralımız Firavun oldu, onların eliyle zalimliğini sürdürüyor... Biz mazlum olmasaydık o zalim olmazdı. Köpekleri olmasaydı, ava çıkamazdı..."
"Ya otlar! Ölü toprakta dipdiri otlar. Toprağı genişçe kazdı, bir otu köküyle çıkardı: “Havada dallar, toprakta kökler yayılmış. Allah için zorluk, kolaylık yok. Havadaki dallara da topraktaki köklere de hâkim olan O! Peygamberin nezaretindeki müminler havadaki dallar, yapraklar gibi rahat; Firavun'un emrindekiler de topraktaki kökler gibi hizmete devam edecek, kökleri koruyan Allah, onları da koruyacak..."
"Firavun yönetimindeki şuurlu müminler ay gibi, yıldızlar gibidir. Onlar güneşten ışık alır fakat güneşi gösteremezler..."
“Ben ne çiçek ne de kök yapabilirim, yaratıklar yaratana delil.”
"Felaket bütünüyle felaket olmadığı gibi, saadet de devamlı değildir. Bazen felaketin sonu saadet, bazen de saadetin sonu felakettir. İnsan ifrat ve tefrite kaydığından hayatı zikzak çizer; fiiliyle kadere fetva verdirir."
“İnsan yalnız iken ne ise ne yapıp neyi düşünüyorsa, aslı odur.”
"Kabir ahiretin kapısıdır. Dünya hanına gelen insan, kabir kapısından geçer ahiret sarayına çıkar. Her sarayın mahkemesi vardır. Mahkemeden geçen ya salona ya zindana..."
“Karanlık, Hazreti Musa’yı her şeyden gizledi. Tohumun balçıkta neşvünema bulması gibi o da karanlıkta hayatını tazeledi. Hayatını verenle hayatını irtibatladı. Öyle “Allah!” dedi ki eriyen buz ummanda kayboldu; çığlar su kesildi, kırlar yeşerdi, taşlar ufalandı toprak oldu, toprak çiçek çiçek güldü... Eriyen yüreğiyle zaman eridi, şafak vakti güneş selam verdi. Bu sefer karanlık veda ediyordu. Onun vedasıyla dünya ışıdı, göz işe yaradı.”

Satış Noktaları

Kitap Hakkında Haberler

Back To Top