İslâmiyet 21’. yüzyıla hitap edebilir mi?

Astronomi ve arkeoloji bilim adamlarına göre kainat (evren) üç milyon sene evvel yaratılmış. İnsanlık tarihi ise yüz bin sene…

Dünyaya gönderilen ilk insan, kendisine lazım olan herşeyi hazır bulduğuna göre, yüzbin sene evvelki kainat aynen böyleydi.

Şimdi “Yüz bin sene evvelki kainat nizamı günümüze hitap edemez” diyebiliyor muyuz? Yani “Atmosfer, su, toprak, asırlarca evvel yaratılmış, asrımızın ihtiyaçlarına cevap veremez” diyebilir miyiz?

Kaniata nizam veren Allah, İslâm nizamını göndermiştir. Kaniat nizamı ne kadar mükemmelse, İslâm nizamı da o kadar mükemmeldir. İslâm’a uyan Müslüman da mükemmel olur.

Nasıl ki, kainat nizamı her asrın ihtiyacına cevap vermiş, yirmi birinci asrın ihtiyacına da cevap cerecek… İslâmiyet de 14 asırdır üstün insanlar yetiştirmiş, o insanlar zaman zaman üstün milletler, üstün devletler kurmuş, üstün olmuş, yine öyle olacaktır.

Nasıl ki, “Kainat nizamı yüz binlerce sene evveline aittir, bilim çağına hitap edemez!” denilemezse; “İslâmiyet de Ortaçağa aittir, aklın, ilmin, teknolojinin hakim olduğu bu çağa hitap edemez” denilemez.

İnsanı yaratan Allah, İslâmiyet’i göndermiştir.

Nasıl ki, her cihazın bir tarifnamesi varsa… Erişilmez bir sanat eseri olan insanın da tarifnamesi Kur’an’dır. Kur’an’ın ilk tefsiri Hadis–i Şerifler, bunları en güzel şekilde yaşayan da Peygamberimiz ve sahabedir. Bunlar bir bütündür, birbirinden ayrılmaz, hepsine birden “İslâmiyet” denir.

“İnsan” denilen bu harika cihaz, tarifnamesi olan İslâm’a uymayınca, arızalanmış, işe yaramaz duruma gelmiş, hatta zararlı olmaya başlamış bile.

Dünyanın neresinde büyük insan, büyük şirket, büyük millet ve büyük devlet varsa, bunların hepsi İslâm prensipleriyle büyük olmuştur, başka türlü olamaz!

Bir kısım devletleri süper güç yapan ilim ve tekniktir. İlim, Allah’ın sıfatı olduğu gibi, teknik de Allah’ın sani sıfatına istinat eder. Allah’ın sıfatlarını beşer planında talim etmek, âdetullahtır, sünnetullahtır, dolayısıyla ibadettir. Yani Müslümanlar’ın ilimde, teknikte ilerlemesi ibadet iken (çeşitli sebeplerle) üç asırdır, ilimde teknikte geri kalmışız, ecnebiler de ilimle, teknikle ilerlemiş.

İlmi ve tekniği haram eden bir tek ayet ve hadis gösterilemez, tam tersine ilimde ve teknikte ilerlememizi emreden pekçok ayet ve hadis varken (iç ve dış sebeplerle) üç yüz senedir biz bu emirlere uyamamışız, sanki ecnebiler uymuş; ilerlemiş, süper güç olmuşlar.

Avrupa gençliğinin yüzde altmışının sefahat bataklığına saplanıp, içkide, kumarda, fuhuşta mahvolduklarını söyleriz.

Peki yüzde kırkı ne âlemde?

İşte onlar deneme usulüyle içkinin, kumarın, uyuşturucunun ve fuhşun zararını anlamışlar, bunlardan uzak yaşıyorlar. Halbuki dinleri, örfleri ve âdetleri bunları yapmaya müsaittir. Sürünmemek için, büyük adam olmak için sefahati terk ediyorlar. Demek ki, ecnebiler dahi İslâmî prensiplerle büyük adam olma imkanını buluyorlar.

Çünkü insanı harika bir cihaz gibi yaratan Allah, onun tarifnamesi olarak İslâmiyet’i göndermiştir. Bu cihaz, ancak bu tarifname ile çalışır.

İnsanın yapısı ne kadar mükemmelse, İslâmiyet de o kadar mükemmeldir, bunlar bütünleşince insanın hayatı da mükemmel olur.

Rahman ve Rahim olan Rab’bimiz, İslâmiyet’i göndermiştir ki, şu cennet gibi dünyayı başımıza cehennem etmiyelim. Eğer bugünkü dünya, Müslümanlar’a cehennem olmuşsa, bu demektir ki, İslâmiyet’i yeteri kadar anlamıyoruz, yaşamıyoruz.

Kainatı yaratan Allah, İslâmiyet’i göndermiş, her ikisi de kıyamete kadar devam edecektir, çünkü her ikisinin de sahibi Allah’tır.

İslâmiyet’e hangi millet, hangi devlet düşmanlık ederse etsin, İslâmiyet yine kıyamete kadar hükmünü sürdürecektir, Allah kudret–i mutlaktır! Bu hususta Allah’ın bizlere de ihtiyacı yoktur, O Samed’dir: Herşey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir. Biz, İslâmiyet’e muhtacız. İslâmiyet’i öğrenir, anlar ve yaşarsak, dünya ve ahiretimiz cennet olur.