Cami mi, cemeat mi?

Karadenizliler Kur’an kurslarına ve cami yapmaya çok düşkün, bu bakımdan kendilerini tebrik ederim.

Fakat bizim Kur’an okuyuşumuzla Sahabe’ninki arasında büyük bir fark vardır: Sahabe okuduğu Kur’an’ı anlayıp, onunla amel ediyordu. Biz ise Kur’an okuyoruz, anlamıyoruz, dolayısıyla hayatımızı Kur’an’a uyduramıyoruz. Öyle ise: Kur’an kurslarında Arapça da öğretilmeli. Arapça, Arab’ın dili değil, dinimizin dilidir, bu bakımdan Arapça öğrenmek ibadettir. Eğer Arapça öğretme imkanı yoksa, haramlar, helallar (hikmetleriyle beraber) anlatılmalıdır. İslâmiyet yaşama tarzıdır. Kur’an okuyan, ezberliyen O’nu yaşamazsa teybe benzer. Teyp de Kur’an okur, hatta bantlara doldurduğunuz her ilmi dönüp size anlatabilir, fakat teypler cennete gidemez, çünkü ilmiyle amil değildir. Eskiyen teypleri ateşe veya çöplüğe atarlar. Müslümanlar’ın bugünkü hali de eskiyen teyplere benziyor.

Camilere gelince!

Karadeniz köyleri dağınıktır. Ormanların içinde bir tek ev görürsünüz, etrafında ne okul, ne dükkan var. Evin erkeği, İstanbul gibi şehirlere gitmiş, kadıncağız, üç çocuğuyla beraber… Çocuğunu okutmak veya meslek sahibi yapmak istiyor, ne mümkün! Bu çocuklar, orman içinde kilometrelerce yol gidip, nasıl tahsil yapacak, nasıl bir sanat öğrenecek?

Bu sorulara Karadenizliler kulaklarını tıkayıp, hükümetten, devletten birşeyler bekliyorlar. Hükümetin hali de belli, millet Ay’a gidiyor, vatandaş evinin yolunu şaşırıyor.

Karadenizli de kubbeli, minareli, mermerli çinili camiler yapmakla meşgul. Bu iş rekabete binmiş “falan beldenin görkemli camileri var, bizim neden olmasın?”

Haydi, fakir fukaradan bir sürü para toplanıyor, taşa, toprağa yatırılıyor, kocaman bir cami ortaya çıkıyor… Cami süslü ve muhteşem, cemeat tefsir, hadis gibi İslâmî bilgilerden mahrum ki, bu hal ahir zaman alametidir. Sadece cuma günleri camilerin dolup, sair günler boş gibi kalması, kiliseleri hatırlatmaz mı?

Karadeniz sahilindeki görkemli camilere bakıp: “Ne kadar şuursuzluk var” diye üzüldüm.

– Camilere karşı çıkmak mı?

– Asla!

Herşeyde olduğu gibi, cami modelinde de Asr–ı Saadet’e yaklaşmalıyız. Kubbeli camiler yapma yerine, beş katlı bir bina yapılsa, alt kat çarşı, onun üstü cami, daha üst katlar talebe yurdu olmalı. Dükkanlardan alınan kiralarla talebe okutulmalı. Kütüphane kurulmalı, konferans salonları açılmalı. Böylece orman içindeki evlerden çocuklar alınıp, bu yurtlarda okutulmalı. Şimdi milletimizin kültür seviyesini yükseltme ve maarif hizmeti verme zamanıdır.

Okumak istemiyenlere biçki dikiş kursları, torna, ayakkabı, plastik atölyeleri açılmalı. Karadeniz çocuğu ya tahsil yapmalı veya bir sanat öğrenmeli.

Camiye konacak klima ile yazın serin, kışın sıcak olacak, cemaat rahatlıkla oturup vaazı, nasihatı dinleyecek. Bu kış mevsiminde Karadenizli camiyi ısıtabiliyor mu? Soğuk camide ne kadar oturabiliyor?

Karadeniz sahillerinde yeni yapılan kubbeli camileri gördükçe için için ağladım.

Cami muhteşem, imam ve müezzinin evi yok. Kütüphane yok. İmam kendini yetiştiremiyor, cuma vaazında veya hutbesinde kültürlü insanları tatmin edemiyor.

Cami kubbeli, mermerli, çinili olmasa, namazımız kabul olmaz mı? Camiler kurtarıcı olsaydı, Bosna, Azerbaycan, Lübnan, Filistin bu hale düşmezdi. Bunun için camiden çok cemeat muhteşem olmalı.

Üç asırdır devam eden keyfi yaşayışımız değişmeli, cemeat yetiştirmeye hız vermeli. Yurtlar, kolejler açılmalı, ilimde, teknikte ilerlemiş, İslâm ahlakıyla ahlaklanmış insanlar, kurtuluşumuzun esası olacak, üçyüz senedir devam eden gecenin fecr–i sadığı böylece doğacaktır.