Almanya’da İslâmiyet

Almanya’’da İslâmiyet

80 milyonluk Almanya’da yabancılar 5 milyon kadar, Müslüman Almanlar da 3-–5 bin civarında.

Bu durumda Almanlar’’ın büyük bir çoğunluğu Hristiyan. Hristiyan Almanlar’’ın kiliseyle ilişkisi çok az, ırklarına sadakatı, din haline gelmiş, kanunlara sadakatı da bundan fazla.

İşte bu Almanlar’da İslâmî hayat göze çarpıyor. Bakıyorsunuz: İçkiden, kumardan ve bardan uzak kalanlar… Bunlar, bu haliyle İslâmiyet’’i yaşamıyor mu? Bunları haram eden İslâmiyet, bunları yaşayarak hayat bulan da Almanlar…

Elbette hiçbir Alman, İslâmiyet yasakladığı için içkiden ve benzeri haramlardan kaçınmaz. Amma denemişler, zararlı şeyleri terk ettikçe, İslâm’’a yaklaşmışlar. Çünkü İslâmîyet, insanı yaratan Allah’’ın gönderdiği bir dindir. Yani insanın tarifnamesidir. İnsanlar nasıl ki, araştırma sonucu şifalı bitkileri bulduysa… Nasıl ki, ilaç yapılacak elementleri keşfettilerse… Aynı şekilde iyi ve faydalı bir hayat yaşamanın da çaresini bulmuşlar, buldukları şey, İslâm’’ın ta kendisi. Zaten başka türlü olamazdı.

Almanya’’yı dikkatli bir gözle inceliyorum: Sefahet dediğimiz zararlı şeylerden uzaklaşanlar… Faydalı olan ilim ve teknikte ilerleyenler, büyük adam olmuş, itibar kazanmış, servet edinmiş, mevki sahibi olmuş.

Nasıl ki, her cihazın bir tarifnamesi vardır, o cihaz o tarifnameye göre çalıştırıldıkça işe yarar, tarifnamenin dışına çıktı mı arızalanırsa… İnsan da erişilmez bir sanat eseridir, bu cihazın tarifnamesi de Kur’an’dır. İnsanın ırkı, dini, milleti ve devleti ne olursa olsun, insan bu tarifnamenin dışına çıkınca mutlaka arızalanacak ya ayyaş veya kumarbaz veya şu, bu olacaktır.

Almanya’da işe yarayan adamlara bakıyorum, “Tarifnamesini bulmuş” diyorum.

Yaşlı karı, kocaları görüyorum… İslâmîyet, ferdi kurtardığı gibi aileyi de kurtarıyor. İşte 70 senedir beraber yaşamasını bilmiş eşler. İnsanca, adamca, nezaketle yaşayıp, bu yaşa gelmişler, yanyana, can cana yaşayabiliyorlar.

Dev gibi fabrikalar görüyorum. Zaten fabrikalara bağlı olarak şehirler kurulmuş. Nereye gitseniz, orada iş yerleri vardır, o bölgenin halkı oralarda çalışır.. Hem de nasıl çalışma: Adamların hiçbir derdi yok. Onlar inanmış ki, firmanın prensiplerine göre çalışırlarsa, sağlıklarıyla, eğitimleriyle, barınmalarıyla meşgul olunacak, gül gibi bir hayat yaşayabilecekler.

Sanayinin temeli ilim ve tekniktir, bunların ikisi de İslâmiyet’’in emridir. İlmi ve tekniği yasaklayan bir tek ayet ve hadis gösterilemezken, tam tersine ilimde ve teknikte ilerlememizi emreden pek çok ayet ve hadis vardır, bunlara da Almanlar yeteri kadar uymuş. Sanki her fabrika, her atölye ve her laboratuvar İslâm’’ın emriyle kurulmuş. Medeniyetin varacağı en son nokta: İslâmî hayattır. Bunun dışında hayat bulunamayacağını yine Avrupa isbat etmiş.

Güçlü fertlerden, güçlü aileler; güçlü ailelerden, güçlü bir millet, o milletten de güçlü bir devlet ortaya çıkmış ve Almanya tek başına bir Avrupa olmuş. Bugün Hollanda ve Belçika ile sıkı ilişkiler içine giren, gümrük kapılarını açan Almanya, yarın Avusturya, Çekoslovakya ve Macaristan ile de aynı ilişkileri kuracak, Avrupa’ya bakıldığında sadece ve sadece Almanya gözükecektir.

Neticede şunu söyleyebiliriz: Irkı, milleti ve devleti söz konusu olmaksızın, dünyanın neresinde büyük insan, mesut aile, büyük millet ve büyük devlet varsa, bunlar, İslâmî prensiplerle büyük olmuştur, başka türlüsü de mümkün değildir.

Güneş doğmadan kalkan Almanlar… Çalışkanlık, temizlik… Geniş yollar, bahçeli evler… Bunların hepsi, hepsi İslâm’’ın emri değil mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir